Mehmet Emin Çiçek

Mehmet Emin Çiçek

Midyat’ın Ebedi Bahçesi: Mor Hobil - Mor Abrohom Manastırı

A+A-

Merhaba;

Midyat’ın taş döşeli sokaklarında dolaşırken, Mezopotamya’nın kadim rüzgârları usulca fısıldar: Burası, tarihin, inancın ve çocukluk anılarımın kucaklaştığı bir diyar. Bu yazıda Midyat’ın en değerli hazinelerinden biri olan Mor Hobil - Mor Abrohom Manastırı’nı keşfe çıkıyoruz. Bu manastır, ibadet merkezi olmaktan öte; Süryani kültürünün, taş işleme sanatının ve toplum ruhunun yaşayan bir yansıması. Çocukluğumun bahar kokulu piknikleri, ilkokulda bando provalarımızın neşeli yankıları, taş duvarların fısıldadığı binlerce yıllık hikâyeler ve bir çay bahçesinin sıcaklığı. Gelin, bu kutsal mekânda bir yolculuğa çıkalım. Geçmişin izinden, bugünün umutları ve geleceğin hayalleriyle dolu bir yolculuk.

TARİHİN KUTSAL SIĞINAĞI  

Mor Hobil Mor - Abrohom Manastırı, Midyat’ın merkez mahallesi Akçakaya mevkiinde, şehir merkezine yalnızca bir kilometre uzaklıkta, şehre nazır bir tepede yükselir. MS 5. yüzyılda, Süryani Kadim Ortodoks Cemaati’nin köşe taşlarından biri olarak kurulmuştur. Adını, iki büyük Süryani kilise azizden alır: Mor Hobil (Abel), sütun üstünde inzivaya çekilen ilk keşişlerden biri olarak (Önceki yazımda Amudiler’den bahsetmiştim “Mor Loozor Manastırı ile ilgili yazım” manastırın ruhani temelini atmış, Mor Abrohom ise kutsal emanetleriyle buraya ebedi bir anlam katmıştır. 6. yüzyılda, Mor Gabriel Manastırı’ndan gelen keşişler tarafından güçlendirilmiş bu manastır. 19. yüzyıl Osmanlı kayıtlarında manastırın faal olduğu, cemaatin burayı bir hac merkezi olarak gördüğü bilinir. Her taşında, Süryanilerin asırlık mücadelelerinin, inancının ve direncinin izleri saklıdır. Manastır, sadece bir dini merkez değil, Süryani âlimlerinin ilim ve felsefe tartışmaları yaptığı, Mezopotamya’nın ruhunu taşıyan bir okul gibiydi.

TAŞIN ŞİİRİ: MİMARİ BİR MÜCEVHER  

Manastıra adım attığınızda, Midyat’ın altın sarısı katori taşından yükselen bir sanat eseri karşılar sizi. Kompleks Mor Abrohom Kilisesi ve Mor Hobil Kilisesi iki ana kiliseden bir de Meryem Ana Kilisesi’nden oluşur. Mor Abrohom Kilisesi, zarif kemerleri ve içindeki fresklerle büyüler. Süryani haçları, İncil sahneleri ince yontmalarla, taşlara nakış gibi işlenmiştir. Mor Hobil Kilisesi, daha küçük ama sütunlu girişiyle mistik bir atmosfer sunar. Tavanındaki mimari işçilik, Süryani taş sanatının inceliğini yansıtır. Meryem Ana Kilisesi, manastırın en özel yapılarından biridir. Bu kilise, sade ama derin bir maneviyatla doludur. Taş oymaları, geometrik desenler ve bitkisel motifleriyle Mezopotamya’nın inancını taşlara kazır, bin yıllık bir nefesi hissettirir.

MİSAFİRHANE 

Manastırın misafirhanesi, Süryani misafirperverliğinin sıcak bir yansımasıdır. Taş odaları sade ama huzurlu. Süryani cemaatinden yurtdışında yaşayanlar, hacılar, gezginler ve tarih meraklıları burada ağırlanır. Misafirhanede bir gece geçirmek, manastırın ruhani atmosferini solumak demektir. Sabahları, çan sesleriyle uyanıp Tarihsel Sit alanı olan Midyat’a bakarak bir fincan Süryani kahvesi içmek, ruhu dinlendirir. Misafirhane, geçmişle bugünü birleştiren bir köprü görevi görür. Yazı hazırlığı için Yusuf abimiz (Türker) ile yaptığımız görüşmede, 2001 yılında yurtdışındaki ve de yurtiçindeki Süryanilerin destekleri ile inşa edildiğini öğreniyoruz. Aynı anda 80 kişiye hizmet edecek şekilde bir ağırlama kapasitesi sahiptir.

SÜRYANİLER İÇİN BİR KALP ATIŞI  

Mor Hobil - Mor Abrohom Manastırı, Midyatlı Süryaniler için bir ibadet yerinden öte; kimliklerinin, kültürlerinin ve tarihlerinin kalesidir. Manastır arazisinin bir kısmı, Süryani cemaatinin şehir mezarlığı olarak hizmet vermektedir. Süryani alfabesiyle yazılmış mezar taşları, dualar ve aile isimleriyle bir kitabeye benzeyen bu alan, ölümün değil, ebediyetin simgesi. Ataların toprağa emanet edildiği, cemaatin köklerinin Mezopotamya’ya kazındığı bir yer. Bayramlarda, ayinlerde ve özel günlerde Süryaniler burada toplanır, ilahiler söyler, dualar eder. Diaspora sonrası azalan nüfusa rağmen, manastır, Midyat’tan göç edenler için bir yuva, geri döndüklerinde ilk uğradıkları yer. Burası, çocukluk anılarının, aile hikâyelerinin ve Aramice’nin yaşadığı bir mekân. Manastır, Süryani cemaatinin zor günlerinde birliğini koruduğu, dualarla güçlendiği bir sığınak. Yusuf Abi’nin aktardığına göre ‘’Suriye’de yaşanan savaştan dolayı Manastır kapılarını savaştan etkilenen Süryani Cemaatine mensup aileleri misafir etmekle birlikte, manastıra ait olan 90 dönüm araziyi de hiçbir karşılık beklemeden Suriye savaşından etkilenip Midyat’a getirilen aileler için kurulan Mülteci Kampı için tahsis etmiştir.’’

ÇOCUKLUĞUMUN BAHAR BAHÇESİ  

Çocukluğumda, Midyat’ta bahar gelince her yer bir başka güzelleşirdi. Mor Hobil - Mor Abrohom Manastırı’nın avlusunun dışında uzanan bahçesi adeta bir cennet olurdu. Yemyeşil çimenler, çiçek açan badem ağaçları, üzüm bağları ve zeytin ağaçları arasında, öğretmenlerimiz bizi piknik için bu bahçeye götürürdü. O anılar, burnumda taze ekmek, zeytin ve salamura peynir kokusu, kulağımda arkadaşlarımın kahkahalarıyla canlanır. İlkokuldayken, bando takımında borazancısıydım. 23 Nisan ve 29 Ekim törenleri öncesi, bu yemyeşil bahçede prova yapardık. Trampetlerin ritmi, boruların coşkulu sesi, Kadim ve Ebruli Şehir Midyat’ta yankılanırdı. Bahçenin taş duvarları neşemize eşlik ederdi. O bahçe, sadece bir piknik alanı değil; çocukluğumuzun, birliğimizin ve bayram coşkusunun sahnesiydi. Baharda, rüzgârın taşıdığı çiçek kokuları arasında koşardık.  O anlar, bugün bile içimde bir bahar uyandırır.

AİLE ÇAY BAHÇESİ: YUSUF TÜRKER’İN DOKUNUŞU

Manastırın avlunun dışında uzanan bahçesi, bugün bir aile çay bahçesi olarak hayat buluyor. Bu bahçenin bugünkü güzelliği, şu isme borçlu: Yusuf Türker, ya da hepimizin sevgili “Yusuf Abisi”. Süryani Kadim Kiliseleri Vakıf Başkanı olarak yıllardır cemaatine hizmet eden Yusuf Abi, bu bahçeyi sadece güzelleştirmekle kalmadı onu bir aile çay bahçesi haline getirerek manastırı bir buluşma noktasına dönüştürdü. Artık ziyaretçiler, üzüm asmalarının, fıstık ve zeytin ağaçlarının yarenliğinde, yemyeşil çimenler arasında bir fincan çay ya da kahve içerek Mezopotamya’nın ruhunu soluyabilir. Baharda çiçek açan ağaçların gölgesinde, aileler burada toplanır, çocuklar koşar, büyükler sohbet eder. Yusuf Abi’nin vizyonu, bahçeyi bir nostalji ve huzur mekanı yaptı. Tarihle bugünün kucaklaştığını hissedersiniz. Çay bahçesinde otururken, Midyat’ın sıcak sohbetlerine dalar, manastırın manevi atmosferiyle huzur bulursunuz.

BİLGİNİN IŞIĞI: KÜTÜPHANE MİRASI  

Yusuf Abi’nin katkıları bahçeyle sınırlı değil. Onun girişimleri sayesinde, manastırda bir kütüphane kuruldu. Bu kütüphane, Süryani dilinin, teolojisinin ve Mezopotamya edebiyatının korunduğu bir hazine. Aramice el yazmaları, tefsirler ve tarih kitapları, genç nesillerle buluşuyor. Çocuklar burada Süryani alfabesini öğreniyor, gençler atalarının hikâyelerini keşfediyor. Bu kütüphane, cemaatin dilini ve kültürünü geleceğe taşıyan bir köprü görevi görür. Onun güler yüzü, kararlılığı ve umut dolu enerjisi, Süryani kültürünün canlı bir simgesi.

MİDYAT’IN BELLEĞİ YUSUF ABİ’NİN SÜRPRİZ MÜZESİ

Birde yazı için Manastırı gezerken Yusuf abi bize unutulmaz bir sürpriz yaptı. Kendi emekleriyle manastırın içinde Midyat’ın belleğini yaşatan küçük bir etnografya müzesi kurmuş ve geliştirmeye de devam ediyor. Bu müze adeta bir zaman kapsülü. Midyat ve Süryani Kültürünün izlerini taşıyan dini objeler, kıyafetler, Midyat’ın tarihine dair küçük ama anlamlı hatıralar burada sergileniyor. Her bir parça Yusuf Abi’nin titizlikle topladığı Midyat’ın geçmişine ışık tutan bir hazine. Müze manastırın taş duvarları arasında, Süryani ruhunu ve Midyat’ın hikâyesini anlatıyor. Bir yandan tarihe saygı duruşu diğer yandan geleceğe dair bir miras bırakıyor. Yusuf Abi’nin bu emeği ve çabası, manastırı sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda bir kültür merkezi haline getiriyor.

NEDEN ZİYARET ETMELİSİNİZ?  

Mor Hobil - Mor Abrohom Manastırı, Midyat’ın ebedi bahçesi. Burası, sadece bir turistik mekân değil, yaşayan bir tarih, bir dua, bir anı bahçesi. Taş duvarlarda Süryani alfabesinin izlerini, Meryem Ana Kilisesi’nde manevi bir huzurunu, çay bahçesinde dost sohbetlerini, misafirhanede sıcak bir karşılamayı bulacaksınız. Çocukluğumun bahar piknikleri, bando provalarının neşesi, kütüphane, müze ve aile çay bahçesinin armonisi, bu manastırı eşsiz kılıyor. Midyat’a yolunuz düşerse, bir sabah erkenden Akçakaya Mahallesine yürüyün ya da arabanıza atlayın. Manastırın kapısından girin, bir ilahi dinleyin, kütüphanede bir kitap karıştırın, çay bahçesinde bir kahve yudumlayın. Her mevsimi ayrı güzel bu bahçede, bir anı bırakın. Burası, taşla yoğrulmuş bir dua, geçmişle geleceği birleştiren bir köprü. Yusuf Abi’nin bir diğer sürprizi ve müjdesi. Şu an ziyarete açık olmayan manastır yakın bir zamanda aynı Mor Gabriel Manastırı gibi ziyarete açılacak.

Not: Yusuf Türker (Abimiz) Anadolu da kurulmuş en köklü geçmişe sahip vakıflardan biri olan Süryani Kadim Kiliseleri Vakıf Başkanı. Vakıf kendi anlatımıyla 1844 yılında kurulmuş olup, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, 1936 yılında Mor Barsavmo ve Mort İşmuni Kiliseleri Vakfı olarak tescillenmiştir.

Selamlar, Sevgiler, Saygılar değerli Abimiz.

Mor Hobil Mor - Abrohom Manastırı, Midyat’ın kalbi. Onu yaşayın, koruyun, anlatın. Bir sonraki yazıda, Mezopotamya’nın başka bir köşesinde buluşalım. Hoşça kalın, sevgi ve ışıkla kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar